Yazıyı Mekâna Dönüştürmek: Rumi'nin Düşüncesindeki Biçim ve Anlam Kavramına Dayalı Olarak Ayasofya'daki Osmanlı Yazıtları ve Hat Levhalarının Hermeneutik Bir Okuması
Transforming Writing into Space: A Hermeneutical Reading of Ottoman Inscriptions and Calligraphic Panels in Hagia Sophia Based on Rumi's Concept of Form and Meaning in Thought
DOI:
https://doi.org/10.32955/neujsml2026241340Keywords:
Ayasofya, Mekânsal Bellek, Biçim ve Anlam, Osmanlı Kaligrafisi, Kutsal MekânAbstract
Ayasofya, mimari, dini ve kültürel kimliği farklı dönemlere ait unsurların ardışık değişimleri ve eklemeleri sonucunda oluşmuş, en önemli çok katmanlı tarihi yapılardan biridir. Osmanlı döneminde eklenen en önemli katmanlardan biri, yapının merkez mekânında yer alan yazıtlar ve büyük hat levhalarıdır. Allah'ın, İslam Peygamberi'nin, halifelerin, İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in isimlerini içeren bu levhalar, esas olarak hat sanatının tarihi, Celali-Tulus yazısının özellikleri, hattatların kimliği, dini içerik ve restorasyon süreçleri açısından incelenmiştir. Bununla birlikte, yazılı içerik, görsel biçim, anıtsal ölçek, mimari konum ve bu eserlerin Ayasofya mekânındaki varlığından kaynaklanan manevi deneyim arasındaki ilişki daha az ilgi görmüştür.
Bu çalışma, Ayasofya'nın Osmanlı yazıtlarını ve hat levhalarını Rumi'nin düşüncesindeki biçim ve anlam kavramı temelinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma yöntemi nitel olup vaka incelemeleri, tarihi belge analizi, görsel okuma, mekânsal analiz ve hermeneutik yorumlamaya dayanmaktadır. Araştırmanın ana örneği, Kadı Askar Mustafa Ezzat Efendi'ye atfedilen sekiz dairesel levhadan oluşmaktadır. Bu eserler, metinsel içerik, yazı tipi, kompozisyon, geometri, ölçek, mekânsal konum, okunabilirlik derecesi, görünürlük ve sembolik anlam gibi bileşenler temelinde incelenmiştir.
Araştırma bulguları, Ayasofya levhalarının yalnızca dekoratif unsurlar veya kutsal isimlerin pasif taşıyıcıları olmadığını göstermektedir. İnsanüstü ölçek, dairesel form, net üçüncü kompozisyon, altın metin ile koyu arka plan arasındaki kontrast ve merkezi mekânın yüksekliğine yerleştirilmeleri, metni yalnızca okunabilir bir metinden mekânsal ve deneyimsel bir işarete dönüştürmektedir. Rumi'nin düşüncesindeki form ve anlam kavramlarına dayanarak, bu eserlerin dışsal formu anlama bir engel değil, aksine görünürden görünmez gerçeğe geçiş için bir araçtır. Bu nedenle, yazıtlar,binanın İslami hafızasını, dini kimliğini ve izleyicinin manevi algısını yeniden üreten metinsel ve mekânsal eşikler olarak kabul edilebilir.

